Hastane projesi için 27 gündür açlık grevi yapan doktor 15 kilo verdi: Sayın Cumhurbaşkanım müdahale edin

T24 Haber Merkezi

Op. Dr. Kayhan Turan, Mudanya’da ruhsat alarak projesini hazırladığı ortopedi ve travmatoloji hastanesi engellendiği gerekçesiyle başlattığı açlık grevinde 27 günü geride bıraktı. Turan, belediye yönetiminin CHP’li olduğu Mudanya’da yaşadığı sorun nedeniyle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na hitaben yayımladığı açık mektubun ardından Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a da seslendi. Beklenen depremler açısından da önem taşıyan hastane projesinin konut, işyeri gibi kişisel projelerle karşılaştırıldığını, özel imar yetkilerinin kullanılmadığını belirten Turan, “Sayın Cumhurbaşkanım, “Sizden ricam, bu yatırımlar için daha merkezi bir planlama gözüyle, hızlandırıcı kararlar alınması için müdahale etmenizdir” dedi.

Dr. Kayhan Turan,Mudanya’da sürdürdüğü açlık grevinin 27. gününde, kendisine destek veren vatandaşların da katıldığı bir basın açıklaması yaptı. Turan, Mudanya’da açlık grevini sürdürürken, hastane projesini gerçekleştirmek için Susurluk Belediye Başkanı Nurettin Güney’den arazi tahsisi eşliğinde davet aldığını belirterek kendisine teşekkür etti. “Açlık grevi” yapmadığı yolundaki iddiaları yanıtlarken 15 kilo verdiğini duyuran ve “Ben ‘deprem, halk sağlığı’ diyorum, onlar ‘yemek yiyorsun’ diyor” diye tepki gösteren Dr. Kayhan Turan’ın açıklamaları şöyle:

“Ben ‘deprem’ diyorum, onlar ‘yemek yiyorsun’ diyor”

Açlık grevi sırasında dev bir proje anlattım. Onlarca öneri ve görüş dile getirdim. Kanıtlar gösterdim. Neyin iyi olacağını, bizi bekleyen tehlikeleri gözler önüne serdim. Bunları iyi niyetle anlamak isteyenler, sorular sordu içtenlikle cevap verdim. Ama niyeti çözüm olmayan, hiçbir şekilde memleket, gelecek, insan, bilim gibi dertleri olmadığını anladığım; siyaseti adeta ve sadece geçim kaynağına dönüştürmüş kişiler her şeyi bir yana bırakıp ‘Gerçekten bir şey yemiyor mu’,  ‘Gizli gizli yiyor, yoksa nasıl ayakta durabilir’ soruları yaymaya başladı. ‘Kilo bile aldı’ diyen şaşkını saymıyorum.

Dostlarım, ben 27 gündür sadece su içiyorum. Hiçbir şey yemiyorum. Başlangıç kilom belli. Bugün de belli. Basit matematik işlem size yeter. O zaman Nasrettin Hoca’nın sorduğu soruyu ben size sorarım; kedi buradaysa ciğer nerede? İşin özü benim yemem, içmem değil. Benim söylediklerimin altından kalkamayınca, söyleyecek sözleri olmadığından böyle zavallı duruma düştüler.

Uzun söze gerek yok ben ne diyorum; onlar ne cevap veriyor bakalım:

  • Ben ‘deprem’ diyorum onlar ‘yemek yiyorsun’ diyor
  • Ben ‘halk sağlığı’ diyorum; onlar ‘yemese bu kadar dayanamaz’ diyor.
  • Ben ‘zaman daralıyor gecikiyoruz’ diyorum; onlar ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk ediyorsun’ diyor.
  • Ben ‘112 Acil’e yer verin’ diyorum onlar ‘imar planını ihaleye çıkardık’ diyor.
  • Ben ‘gelin sorunu anlayın’ diyorum; onlar zabıta gönderiyor,
  • Ben ‘geleyim sizin makamınızda anlatayım’ diyorum; onlar kapılarının önünde dövmeye kalkıyor.
  • Ben ‘şimdi benim söylediklerime bu cevaplar uydu mu’ diyorum; onlar ‘uysa da bu uymasa da bu’ diyor, ‘provokatör’ diyor.

Diyor da diyor ama sorun çözülmüyor, deprem geliyor, acil ambulansları gecikmeye devam ediyor. Beyler demagoji ile koltuklarında oturuyor. Fark burada.
Ben yaptığım eylemin haklılığından emin olduğum kadar aç olduğumdan da eminim; lâkin bu tiplerin insanlığından çok şüpheliyim.

Sorun benim yemek yiyip yememem değil; sorun deprem, hastane, 112 acil istasyonu için yer. Bunlara cevap verilmeli. Sorduğum sorular ve gösterdiğim çözümler burada.

“Hastanemiz sürekli mevzuat engelleri ile karşılaştı”

27 gündür soğuk, yağmur, yorgunluk, zabıta baskısı demeden benimle birlikte olan güzel insanlar; ülkenin dört bir yanından, işini gücünü bırakıp, Mudanya’ya, desteğini göstermek için gelen canım arkadaşlarım, hastalarım, yanıma gelemediği için çok üzülen, kalplerinin en güzel yerinden kopan mesajlarıyla destek verenler; hiç yüzünü görmediğim duyarlı insanlar; yaptığım eylemin haklılığına yürekten inanıyor olsalar da sağlığım için endişe eden, üzerime titreyen başta sevgili eşim Betül, evlatlarım, annem ve babam, tüm akraba ve yakınlarıma şükranlarımı sunuyorum. Açlık grevinin vücudum ve sağlığım üzerindeki olumsuz etkileri ortaya çıktıkça artan endişelerini benden gizlemeye çalışsalar da o korkuyu gözlerinde gördüm.

En kötüsü ise Mudanya Belediye Başkanı’nı ziyaretleri sırasında yaşadıkları kötü muamelenin onları ne kadar üzdüğünü gördüğüm an oldu. Hastaneye kaldırıldığımda onların yaşadığı endişe ve paniği hayatım boyunca omuzumda bir sorumluluk olarak taşıyacağım. Bu gergin süreçte zaman zaman kırdığım, üzdüğüm; istemeden de olsa ihmal ettiğim sevgili yakınlarım ve dostlarımdan, sizlerin huzurunda özür diliyorum. Beni affetsinler.

Marmara depreminin gerçekleşme olasılığının son altı yıla sıkıştığı, ülkemizin Kahramanmaraş ve Hatay depremleriyle sarsıldığı günlerde açlık grevine başladım. Hastanelerin ve kamu kuruluşlarının büyük oranda kullanılamaz hale gelmesi üzüntümüzü bir kat daha artırdı.  Binlerce yurttaşımızın evsiz kalması, yaralıların tedavisinde büyük zorlukların yaşanması ile bir kez daha anlaşıldı ki depreme hazır değiliz.

Mudanya’da inşa etmek istediğimiz ortopedi hastanesinin, tüm özellikleriyle zorunlu olduğunu bu depremin kanıtlaması çok acı vericiyse de, deprem olmadan önlem alma fırsatı yaratması ile teselli bulabilirdik.

Gelin görün ki, bugüne kadar yönetimler, depreme dayanıklı kentler inşa etmeyi bir türlü gerçekleştiremedi.  Bizim yapmak istediğimiz ortopedi hastanesi ise sürekli mevzuat engelleri ile karşılaştı.


“Engelleri aşamayınca açlık grevine başladım”

Açlık grevine başlamadan önce de sonra da her iki parti ile de bir temas sağlamaya çalıştım. Eylem kararımın önemli bir unsuru da zaten bu iletişimin kurulamamış olmasıdır. Belediye Başkanı akıl almaz bir uzlaşmazlıkla yaklaşırken, mensubu olduğu CHP ilgisiz davrandı.  AK Parti ise ilettiğimiz bilgilere etkili bir dönüş yapmadı.

Bütün bu engelleri aşamayınca 13.Şubat.2023 tarihinde açlık grevine başladım. Ama gördüm ki ülkeyi ve bölgeyi depreme hazırlayamayanlar; gözlerine sokarak gösterdiğim çözüme de sırtlarını döndüler.

Gönlü temiz, aklı doğru çalışan yurttaşların hepsi ise; parti, görüş, inanç farkı gözetmeden bana destek oldu. Buna karşılık, Mudanya Belediye Başkanı, Belediye Meclis Üyesi, milletvekili olan ‘yetkili grubu’ ise parti ve siyasi görüş ayrılıklarını bir yana bırakarak, bana ve açlık greviyle dikkat çekmek istediğim her şeye, yokmuş gibi davrandılar…

Nedense, yaklaşan Marmara depremine hazırlık, bu siyasi zevatın gündemine giremedi. Deprem sonrası ayakta kalıp hizmet verebilecek ortopedi hastanesi de aynı şekilde onları ilgilendirmedi.
Bu hastanenin bir bilim ve eğitim merkezi olacağına akılları ermedi.

Ortopedi ve travmatoloji alanında uluslararası çapta bir uzmanlık hastanesinin bölgeye yapacağı katma değeri ise hiç anlayamadılar. Bütün bunları anlatmak için bedelini sağlığım ve/veya hayatımla ödemeyi göze aldığım açlık grevine karşı kör ve sağır oldular.  Sesime ses vermeleri gerekirken dilsiz oldular.

Marifetmiş gibi hakaret eden, bilgi diye yanlışları yayan, belgelerini ortaya koyduğum hiçbir şeye cevap veremeyen bir başkan çıktı karşımıza. Açlığımla bile alay etmeye cüret ederek kendini komik duruma düşürdü sadece.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkan ve Meclis üyeleri ise Mudanya Belediye Başkanı’nın haklarında ileri sürdüğü ‘benimle çıkar ilişkisi içinde olma’ iddiasına bile cevap vermedi. Mudanya’ya yapmak istediğimiz depreme dayanıklı ortopedi hastanesi fikrinden ne kadar uzak dururlarsa o kadar iyi olacağını mı düşündüler? Bilmiyorum.

Depreme dayanıklı hastane gündeme gelince, herkesin ittifakla sessizliğe gömülmesi, yaptığım açlık grevine sırtını dönmesi tarihe geçecektir. “İşte en son gelişme ile nasıl aynı kafada olduklarını anlamış olduk.


“Kılıçdaroğlu ve Erdoğan’a taleplerimi ilettim”

Açlık grevinin 17. gününde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, 22. gününde ise Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, dilek ve taleplerimi iletmiştim.

Cuma günü ise, açlık grevi boyunca benimle görüşmeye gelmeyen, ne yaptığımı merak etmeyen CHP ve AK Parti Bursa il başkanlıklarını ziyaret ettim.
Mudanya’da inşa etmek istediğim hastane projesini ve bugüne kadar geçirdiği evreleri anlatmak istedim. Elbette açlık grevi yapma nedenimi de kendilerine izah edecektim. Depreme hazırlık için yapılacak çalışmalar destek vermek istediğimi, kendilerinin de desteklerine ihtiyacımız olduğunu bildirecektim.

Bunun yanı sıra, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletilmek üzere birer dosya teslim edecektim.

Böylece Mudanya’da kurmak istediğimiz ortopedi hastanesi ile ilgili tüm detayları en üst makamlara iletebildiğimden emin olacaktım.

Ama her iki partinin il binalarına gidip, görüşme talep ettiğimde her ikisi de aynı davranışı gösterdi.
26 gündür açlık grevi yapan, sorunları genel başkanlarına ve Cumhurbaşkanı’na zaten iletmiş bir yurttaşım. Bir görüşme talebi ile gittiğimi de söylüyorum. Buna rağmen benimle görüşecek bir yetkili bulamadım.

Hele CHP İl Başkan Yardımcısı olan, kaba, ölçüsüz, adap bilmez ve saldırgan bir şahıs, kaldırımda olmama bile tahammül edemedi.

Vurmaya kalktı, videolar var. Sayın Kılıçdaroğlu izleyince görecektir.
CHP bu şahsı evine göndermelidir. Ya da belki de bir öfke kontrolü merkezine.

Mudanya Belediye Başkanı’nın da, kendisiyle görüşmeye giden yakınlarıma; ‘İşlerim yoğun bir de bu zırtapozla uğraşıyorum’ diyerek söze başlaması, sonra da ‘İster açlık grevi yapsın ister takla atsın’ demesi, ardından da masasını yumruklayarak konuya çözüm bulmak gayretinde olan yakınlarımı odasından kovması, açlık grevim gündeme gelince ‘Aslında yemek yiyor, kilo bile almış’ gibi ciddiyetten ve insani hassasiyetten uzak açıklamalar yapması, beni açlık grevini sürdürdüğüm parktan, zabıta baskısıyla çıkarmak istemesi gibi davranışlarını hatırlatmak istiyorum.

Dikkatimi çeken nokta, CHP il yönetimleri ile Mudanya Belediye Başkanı aynı sinirli, saygısız, pervasız davranışları sergiliyor. Sanki örgütsel bir tutum gibi, tepeden bakan, öfkesini yönetemeyen bir parti görüntüsünü Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bilgisine sunuyorum.

Medya ve TTB’ye tepki”


Medyanın bir bölümü de aynı sefaleti sergiledi. Bir hastane haberi yapmaktan korkulur mu? Bir gazeteci haber yapmaktan korkar mı? Bir vatandaşımız bu parkta 27 gün bırakın açlık grevi yapmayı, sadece otursa, haber değeri hiç mi olmazdı? Ülkenin, bölgenin ve halkın gündemi yerine ne yazar gazeteci?

Benim de üyesi olduğum meslek örgütü Tabipler Odası 27 gündür ortalıkta gözükmüyor. Her konuda fikri ve açıklaması olan Tabipler Odası, bir meslektaşlarının hastane yapmasının önündeki engelleri kaldırmak için yaptığı açlık grevini görmezden geliyor. Hangisine yanayım?

Tabip örgütü tabibe sahip çıkmıyor, hastaneye taraf olmuyor, açlık grevi yapan bir vatandaşa sağlığını sormuyor. Üstelik hepsi Hipokrat yemini etmiş hekimler…  Siyasetçisi, gazetecisi, tabip odası hepsinin ortak paydası bir korku mu? Bu bölgede, böyle bir hastanenin inşa edilmesinden korkulur mu? O korku, her neyse bir gün ortaya çıkacak. Zira gerçeklerin böyle bir huyu vardır. Er ya da geç ortaya çıkarlar.  Elbette bu partilerin merkezdeki liderleri büyük resimdeki politik yaklaşımlarıyla çelişen yerel uygulamaları takip etmiyor.

Eminim, istisnasız tüm liderler yerel örgütlerinin yukarıda anlattığım tarzda davranmalarını bilse tasvip etmeyecek.  Vatandaşın huzuru, mutluluğu ve esenliği onlara emanet değil mi?
Peki bu kopukluğun anlamı nedir?


“Aynı zamanda ciddi bir eğitim yatırımı”

Biz ekip olarak 17 yıldır her sabah 06:00-08:00 saatleri arasında eğitim için toplanıyoruz. En yeni bilimsel gelişmeleri izliyor, uygulamaları öğreniyoruz. Bu sayede ortopedik robotik cerrahi alanında bir numarayız. Uluslararası bilim mecralarında, bilimsel makalelerimiz yayınlanıyor.

Hem öğrenen hem öğreten durumundayız. Bilgi, bir yerden hazır gelmiyor. Hekim olarak çalışmalarımız yanında, ciddi bir eğitim yatırımı yapıyoruz.

Ülkemizin düşünce kapasitesini büyütmek zorundayız. Aklımızın erdiği her şeyin daha iyisi var, bize kalan arayıp bulmak. Sabit düşünceli, kalıplarla fikir üreten insan tipini değiştirmemiz gerekiyor.
Ne, ‘geleneklere bağlıyım’ diyerek her tür yeni fikre sırtını dönenlerden olacağız, ne de Batı demokrasilerinin üzerinde büyüdüğü, acımasız sömürgecilik geçmişini unutup, her iyiliğin oradan geleceği inancına saplanacağız.

Her konuda bilgiçlik yapıp, toplumun sorunlarına çözüm için en ufak bir katkı yapmaya mecali olmayanları da baş tacı etmeyeceğiz.

Ben 38 yılını tıp bilimine adamış bir hekimim.  Hâlâ eğitim alıyorsam, basmakalıp sözlerle karşıtına hakaret etmeyi marifet sayan bir siyasetçiyi yöneticim olarak görmek istemem.
Siyasette kaliteyi artıracak olan eğitimdir, aynı zamanda sürekli ve düzenli bir zihinsel faaliyet yapılması da kaçınılmazdır.

Yaşadığımız sorunların kaynakları farklı farklı olsa da, çözümü biziz.
Söylemeyip söylendiğimiz sürece, bizleri ‘oy makinesi’ gibi görenlerin ekmeğine yağ sürüp, çözülmeyen dertlerimizden şikâyet etmeye devam edeceğiz.
Bakın, ülkemizin önde gelen bilimi insanlarından
Prof. Dr. Naci Görür de benzer bir şey söylüyor. Lütfen kulak verelim.

‘Hatırlarsanız, (…….)ben halk olarak biz siyasetten depremde can güvenliğimizi talep etmediğimizi, birçok seçimin gelip geçmesine rağmen bunu yapmadığımızı, depremde ölmek istemiyoruz diye hiç bir mitingde pankart açmadığımızı söyleyip durdum. Hatta depremin siyaset üstü bir konu olduğunu da hatırlatarak şu öğüdü verdim: Sizin ve çocuklarınızın depremde can güvenliğini hedefleyen plan ve projesi olmayan hiçbir partiye oy vermeyin dedim.’

Naci hocanın yer bilimlerinden, benim tıp biliminden hareketle buluştuğumuz ortak noktaya dikkat çekmek istiyorum; bir şeyin değişmesini, düzelmesini istiyorsak, yapılmasını beklemeyip, talep etmenin de ötesinde çözümün içinde yer almalıyız.
Seçimlerde adayın kim, kimlerden, nereli olduğunu; hangi işimizi takip edip bize avantaj sağlayacağını değil; kimin bizim taleplerimizi programına koyduğunu sorgulamaya başladığımızda ülkemize büyük katkı yapmış olacağız.


“15 kilo kaybettim, hastaneye kaldırıldım”

Mudanya’da kurmak istediğimiz ortopedi hastanesi için yıllardır büyük bir çaba ile çalışıyorum, adeta savaşıyorum.  Peki şu ana kadar neler oldu?

Açlık grevine başladığım 13 Şubat’ta Mudanya Belediye Başkanlığı’ndan talebim, kendisine 24. maddenin verdiği yetkiyi kullanarak, kurmak istediğimiz hastane için imar düzenlemesi yapılması idi.

Bu mücadele sadece nefsimle iradem arasında olsaydı kolay olurdu. Geçen 27 günde 15 kilo kaybettim. Bu süre içinde bir kez hastaneye kaldırıldım. Değerli bir ağabeyimin annesi vefat etti, uğurlamaya gidemedim.

Zabıta operasyonunu ya da hava durumunun zorluklarını ise saymıyorum. Ama benim yaşadığım zorluklar ya da neler çektiğim değil, bu eylemin ülkemize ve bölgemize kazandırdıkları daha fazla konuşulmayı hak ediyor.

Bu eylemle:

  • Beklenen Marmara depremine dikkat çekmiş oldum. Marmara bölgesinde, Mudanya’da depreme dayanıklı, bir Ortopedi Hastanesinin ne kadar anlamlı ve gerekli olduğunu  kamuoyuna anlatabildim. Tahmin edilen sürenin son altı yılına girilirken hazırlık yapmadığımız büyük yıkımı hatırlatırken, önlem almanın depreme dayanıklı kentler kurmak, depremde yıkılmayacak binalar yapmak anlamına geldiğini gözler önüne serdim. Deprem sonrasında en çok ihtiyaç duyulacak yapıların başında gelen hastanelerin nasıl yıkılıp, hizmet veremez hale geldiği acı bir şekilde görüldü.
  • Parkımızın, mütevazı bir bankı üzerinde geçen bu açlık grevi ile depreme hazırlığın ne kadar ihmal edildiğini ifade ettim. Depremin yaratacağı enkaza ‘sesimi duyan var mı’ diye bağırmak zorunda kalmayalım. Bunun için de öncesinde önlem alınmasına yönelik sesimi duyurmak önemliydi. Açlık greviyle sağlığımı tehlikeye atarak, belki de binlerce vatandaşımızın hayatını kurtaracak ses olmak istedim. Duyulduğuna, durumun vehametinin anlaşıldığına inanmak istiyorum.
  • Mudanya Belediye Başkanı’nın, Mudanya’ya hizmet etmeyi değil, hizmet etmek isteyeni engellemeyi başarı saydığını hep birlikte gördük. Kendi verdiği ruhsata muhalefet ederken, kendi döneminde izin vererek yok edilen zeytinliklerin sözünü bile etmeyerek gösterdiği pişkinliği ibretle izledik. Ben onun yalanlarını belgeleriyle çürütürken; kendisi, benim sorduğum sorulara verecek cevap bulamadı. Aşağılama ve iftira atma zavallılığına düştü. Şahsıma yönelik aşağılayıcı, vicdansız ve yalan ifadelerle Mudanya’nın Başkanı olamayacağını hepimiz anladık.
  • 112 Acil ambulanslarına yer tahsisinde Başkan’ın gösterdiği duyarsız ve sorumsuz yaklaşımı öğrendik. İnsan hayatını, başka inatlaşmalara feda edilebilecek, önemsiz bir ayrıntı gibi gördüğü açığa çıktı. Kendi isteklerimden de acil ve önemli bulduğum bu durum nedeniyle Başkan hakkında suç duyurusunda bulundum.
  • Bütün bu sorunlara ve çözümlere dikkat çekmek üzere Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na bilgi verdim. Yapmak istediklerimi, önüme çıkarılan engelleri, çözüm önerilerimi ilettim. Kendilerinden beklediğim destek ve yardımların aciliyetini de vurgulayarak talebimi arz ettim. Böylece ülkemizin en üst seviyedeki yöneticisi olarak Cumhurbaşkanlığı makamı ile ana muhalefet partisi başkanına Mudanya’da yaşanan sorunu anlattım. Kendilerine, depreme hazırlığın hayatî önemdeki parçası olan hastanemizin ne kadar acil ve gerekli olduğunu ifade ettim.”

Susurluk Belediyesi’nden hastane projesi için davet

Burada hassasiyetinden ve halkına karşı sorumluluk duygusundan söz etmeden geçemeyeceğim bir kişi daha var: Susurluk Belediye Başkanı Sayın Nurettin Güney.

Ben, depreme dayanıklı ortopedi hastanesinin önemi ve değerini, Mudanya Belediye Başkanı’na anlatabilmek için açlık grevi yaparken; Susurluk Belediye Başkanı Nurettin Güney, hastane için 27 dönümlük bir alanı tahsis edebileceklerini bildirerek, ülkeme ve insana olan inancımı, güvenimi tazeledi. Halkıma ve bilime hizmet için güç verdi.

Daima minnetle hatırlayacağım, Susurluk için kalbimde en derin sevgi hisleri taşıyacağım.


“Açlık grevi imar planı çalışmasını hızlandırdı”

Yaptığım açlık grevi, 1/1000’lik imar plan çalışmasının hızlanmasını sağladı. Belediye Başkanı, bu eylemin yarattığı etki karşısında aceleyle de olsa imar planının Belediye Meclisi’ne sunulacağı tarihi açıklamak zorunda kaldı.

Her ne kadar imar planıyla ilgili tarih açıklandıysa da karşımıza çıkarılacak yeni engeller olduğu bellidir. İmar planına yapılacak muhtelif itirazların karara bağlanması, prosedürler gereği mecliste yapılacak görüşme ve onay süreci ile biz zaman kaybetmeye devam edeceğiz.

Depreme hazırlanmak için hızlı kararlar almak zorundayız. Depremin, günlük faaliyetin karar alma süreçlerinden farkı ve aciliyeti ayan beyan ortadayken, aynı uygulamaya tabi tutulması büyük yanlıştır. Bunun ne kadar büyük bir yanlış olduğunu anlamak için, illa bir felaket mi olması gerekiyor?

Oysa, bir felaket beklemeden karar alınabileceğini yasalarımız en güzel şekilde göstermiş. En baştan beri önerdiğim 24. maddenin gereği olarak, hastane imar izinleri çıkarılabilir. Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi’nin bu çalışma ve karar için yetkileri var. Ancak kullanmamayı tercih ediyorlar. Deprem için, öncelikle seferberlik ilan ederek çalışılması gerektiğini anlamıyorlar.

“Sayın Cumhurbaşkanı, müdahale edin”

Burada, Sayın Cumhurbaşkanımıza tekrar seslenmek istiyorum.  Sayın Cumhurbaşkanım, ülkenin bütünsel sorunları için planlama ve çözümler, maalesef küçük yerel yönetimlerin, yerel örgütlerin vizyonunu aşıyor. Yerel yönetim organları dar bir bakış açısıyla, günlük sorunlara çözüm üretmeye çalışırken; daha büyük ve ileri düzeydeki vizyon projeleri ya kavramakta güçlük çekiyor, ya yerel kamuoyu istek ve baskılarından etkileniyor ya da açık söylemek gerekirse hareket etmeye korkuyor.

Mudanya’da böyle bir sıkışıklık söz konusudur. Depreme hazırlık, ülke ekonomisi, sağlık konuları gündeme gelince, karşımıza her zamanki ‘mevzuat hazretleri’ çıkarılıyor.

Yıllarca süren ve yılan hikâyesine dönen imar planı karmaşası ‘hiçbir şey yaptırmam’ anlayışının gerekçesi oluyor.

Belediye Başkanı, yasanın kendisine verdiği özel imar yetkisini kullanmaktan çekiniyor. Çünkü , ‘konut vb. yapan birisi için istisna yapılır mı yapılmaz mı’ gibi dar bir bakış açısı ile bakıyor.
Ev, işyeri gibi yapılar ile 50 bin metrekare kapalı alanı olan hastaneyi aynı kefede görme, devlet hastanesiyle ortopedi hastanesini ‘o var, buna ne gerek var’ diye yorumlama yanlışlarını yapıyor.
Böyle olunca stratejik diyebileceğimiz yatırımların önü tıkanmış oluyor.
Sizden ricam, bu yatırımları daha merkezi bir planlama gözüyle, hızlandırıcı kararlar
alınması için müdahale etmenizdir.

TIKLAYIN | Dr. Kayhan Turan, Mudanya Belediyesi önünde açlık grevine başladı: Ortopedi hastanesi açmamıza engel oluyorlar

TIKLAYIN | ‘Ortopedi hastanesi’ projesi engellendiği için açlık grevini sürdüren Dr. Kayhan Turan’dan Mudanya Belediye Başkanı’na: Halkı kim yanıltıyor?

TIKLAYIN | Hastane açmak için açlık grevi yapan doktordan Kılıçdaroğlu’na mektup: Bu duruma el koyun!

TIKLAYIN | CHP yöneticisi, ‘Ortopedi Hastanesi’ projesi için açlık grevi yapan doktorun üzerine yürüdü: Doktorsan doktorsun, provokatör!

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir