Böyle anlattı: Başörtülüyüm, beyazım, gözlüklüyüm… Önce herkes benden kaçtı

Fotoğraf çekmek için 2012’de gittiği Tanzanya’da, ilk görüşte aşık olduğu Masai kabilesinden Fabio Sumaili Saita ile evlenerek Masai köyüne yerleşen Sevde Sevan Usak, AA muhabirine, Tanzanya’daki hayatını ve öncü olduğu bahçe tarımıyla bölge insanının kaderinin nasıl değiştiğini anlattı.

Usak, Çerkes bir baba ve Arnavut bir annenin kızı olarak 1969’da İsviçre’de dünyaya geldiğini belirterek, 30 yılda yaklaşık 80 ülkeye gittiğini söyledi.

Genellikle portre fotoğrafları çektiğini aktaran Usak, “Portre çekmeyi seviyorum. İnsanlarla iletişim halinde olmayı, ilişki kurmayı seviyorum. Özellikle de çocuklarla. Afrika’da bazı bölgelerde çocuklar kendi fotoğraflarını bile görmemiş. Dolayısıyla onları çekmenin ayrı bir heyecanı oluyor. Onun dışında endemik türlere karşı ilgim var. Ayrıca farklı hayvan türleri de çekmeyi seviyorum.” diye konuştu.

Usak, hayalinin hep çocuklar için bir şeyler yapmak olduğunu ifade ederek, Tanzanya’da Masai olan eşi Saita ile tanışmasıyla hayatında yeni bir dönemin başladığını dile getirdi.

“EŞİM YA DA HERHANGİ BİR MASAİ ŞEHİRDE YAŞARSA RUHU ÖLÜR, DİYE DÜŞÜNDÜM”

Eşiyle Zanzibar adasında tanıştıklarını ve her şeyin çok hızlı geliştiğini anlatan Usak, şöyle devam etti:

“Kısa sürede evlenme teklif etti. Ben de olumlu düşünüyordum. Bana dedi ki ‘Gel yaşadığım yeri gör, ailemi gör, kültürümü gör, ondan sonra kararını verirsin.’ Ben de öyle yaptım. Masai köyüne gittim ve gider gitmez oradaki çocuklara aşık oldum. Çocuklar o kadar güzel, o kadar doğal, o kadar sorumluluk sahibiydi ki insanları da öyleydi. Bölgeden çok etkilendim.

Eşim evlenirken ‘Eğer şehirde yaşayalım dersen, yaşarım.’ dedi ama köyü gördükten sonra ‘Eşim ya da herhangi bir Masai şehirde yaşarsa ruhu ölür.’ diye düşündüm, bu yüzden köyde kalmaya karar verdim. Bana hep ‘Köyde nasıl yaşayabildin?’ diye soruyorlar çünkü elektrik yok, su yok ama köyün insanın ruhuna dinginlik veren başka bir tarafı var. Tanzanya sürecim, eşimle tanışmam, evlenmem, köyde yaşamaya başlamam, bunların hiçbiri düşünülmüş kararlar olmadı. Ben hep hislerime göre hareket ettim.”

Köydeki ilk günlerinde özellikle çocukların ilgi odağı olduğunu dile getiren Usak, “Beyazım, başörtülüyüm, gözlüklüyüm. Bunların hepsi çocukların dünyasına çok uzak. Afrika’da bir yere gittiğimde özellikle beni tanımıyorlarsa, çığlık ata ata ağlamaya başlıyorlar. Kadınların çok hoşuna gidiyor bu durum, gülmeye başlıyorlar. Çocuklar, tenime dokunuyor, daha farklı bir doku mu, nasıl hissedecekler, anlamak istiyorlar.” ifadesini kullandı.

MASAİ KÖYÜ ELARAİ’DE İKİ YETİM ÇOCUĞU EVLAT EDİNDİLER

Çocuklarla her zaman özel ilişki kurduğunu belirten Usak, küçük yaşta evlat edindiği kız çocuğu Nana ve erkek çocuğu Gaylepi ile ilgili şunları anlattı:

“Nana yanımdan hiç ayrılmazdı. Sabah 6 buçukta kapıyı çalar ‘Sevide Sevide’ derdi, Sevde diyemiyordu. Açardım kapıyı eteğimi tutardı. Benimle bahçeye gelirdi. Gaylepi de beni gördüğünde, asla unutamam, koşup boynuma atlardı ve kalbinin çarpıntısını hissederdim. İkisine karşı her zaman gönlümde ayrı bir his vardı ama derseniz ki ‘Farklı davrandınız mı?’ hayır diğer çocuklara ne yaptıysam onlar için de aynısını yaptım.

Nana 8 yaşına gelmişti. Darüsselam’da kalıyorduk. Eşime dedim ki ‘Artık onları yanımıza alalım, ben okutayım.’ çünkü çok akıllı çocuklar. Önce Nana’yı aldık, zaten ikisi süt kardeşler, yaşları da birbirine çok yakın, aralarında hemen hemen bir yıl var. Nana’nın düzeni oturdu, şehre alıştı. Türkçe öğrendi. Sonra Gaylepi’yi de aldık. Şimdi çok şükür bana anne diyen iki tane evladım var.”

Çocuklarının kendisine anne dediği ilk ana ilişkin Usak, “Nana ilk anne dediğinde İstanbul’daydım. Hiç unutmuyorum çok duygulandım. Bazen ‘Benim annem çok güzel bir insan’ diye şarkı söylüyor. Türkçe söylüyor, benim annem diyor, çok etkileniyorum. Gaylepi direkt anne dedi çünkü Nana zaten anne diyordu. Gaylepi bir şey isteyeceği zaman ‘Anneciğim’ diyor nasıl öğrenmişse.” şeklinde konuştu.

“TOHUM EKMENİN SONUÇ VERECEĞİNE İNANMIYORLARDI, ÖNCE BİZ YAPIP GÖSTERMEK İSTEDİK”

Usak, bölgede yürüttüğü yardım faaliyetlerine de değinerek, şunları söyledi:

“İnsani yardımla ilgili çalışmaların başlangıcı yağmurun kesilmesi ve kuraklığın başlamasıyla oldu. Tanzanya’da 2 yıl yağmur sezonunda yağmur yağmadı. Öyle olunca hayvanlar ölmeye başladı. Yüzlerce, binlerce hayvan öldü. Hepsine şahit oldum. Sonra Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarından destek istedim ve su kuyuları açtık.”

Yaşadığı Elarai köyünün hayvancılık için uygun olduğunu ancak kuraklık nedeniyle hayvanlar telef olunca eşiyle köy halkına bahçe tarımı öğretmeye karar verdiklerini aktaran Usak, şunları dile getirdi:

“Madem su kuyuları açıldı, bize en yakın kuyunun etrafına biraz ekelim, hiç olmazsa hızlıca yetişenlerden, ihtiyaçlar giderilmiş olur diye düşünerek tarım yapmaya başladım. Dolayısıyla başlangıcı aslında çok üzücü bir olaya dayanıyor ama getirdiği çok hayırlı oldu. Çünkü tarıma başladık ve yetişenleri dağıttık. Onlar aylarca yendi. Şu anda o zaman ilk ektiğim meyve fidanları, 3 yılı geçti, çocuklar hala bahçeye girip toplayıp yiyor.”

Köy halkının başlarda tarım yapmaya sıcak bakmadığına dikkati çeken Usak, şöyle devam etti:

“Tohum verdiğimiz kadınlar, ‘Bundan ne olur?’ diyordu çünkü daha önce hiç tarım yapmamışlardı. Böyle bir şeyin sonuç verebileceğini düşünmüyorlardı ama eşim ‘Biz yapalım görsünler.’ dedi. Şimdi bahçemizde onlarca Papaya var. Bizim ağaçlar ilk kez meyve verdiğinde, insanlar ‘Burada meyve ağaçları varmış ve meyve vermiş.’ diyerek özel bir yeri ziyaret ediyormuş gibi ziyarete geliyordu.”

Usak, bahçe tarımıyla kısa sürede Masai halkının sevgisini kazandığını, adının köyde yenidoğan çocuklara verildiğini dile getirerek, “Öğrendiğimde çok şaşırdım. Beklediğim bir şey değildi. Adının başka bir çocuğa verilmesi zaten insanın bekleyebileceği bir şey değil ilk duyduğumda çok duygulanmıştım. Şimdi adımın verildiği Sevde kocaman oldu.” diye konuştu.

“BAZI ŞEYLERİ ÇOK FARK ETMEDEN YAŞIYORUZ, YAVAŞLAMAK LAZIM”

“Afrika insanının gelecekleri için yeterince çaba göstermediği” şeklindeki eleştirilere de değinen Usak, “Orada bizzat bulununca, yaşadığım şeylerden hareketle neden bıraktıklarını anlayabiliyorum. Örneğin eşimin 800 büyükbaşı vardı. Adam o kadar hayvanı belki 15 yılda yetiştirmişti ama kuraklık oldu 30 tane kaldı. Koşullar gereği bir anda her şey çok kolay sıfırlanabiliyor. Dolayısıyla burada umutsuzluğa kapılmak daha kolay oluyor.” görüşünü paylaştı.

Usak, Türkiye ya da herhangi bir ülkeye yerleşmeyi şimdilik düşünmediklerini kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yavaşlamak lazım, Afrikalılar kadar değil ama bence bunun bir dengesinin olması lazım. Biz, bazı şeyleri çok fark edemeden yaşıyoruz. Şu anda Türkiye’ye geldim ve o kadar çok yapılacaklar listesi var ki zaman kısıtlı. Böyle olunca hayat elinden kaçıyor, bir bakmışsın ki oturup sevdiklerinle çay içememişsin, sarılıp sohbet edememişsin.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir